Tutkularının Peşinden Git

Zamanla fakirliğin insanlığa daha yakın; büyüklüğün, büyüdükçe küçülebilmek olduğunu anladığım, birçok insanın hayal ettiği tepeye vardığım gün geçmişimi özlediğimi fark ettim.

Zenginiz hem de çook zengin. Hayallere sığmayacak kadar. Önümüz de açık. Büyüdükçe büyüyoruz.  İşimiz de riskli değil. İşimiz diyorum; çünkü ben de babama yardımcı oluyorum. Tanıyanlar şaşırıyor; çünkü ortada bir iş yerimiz yok; ama zenginiz.

Büyükbabam zamanında çok diretse de babam onun istediği mesleği seçmemiş. “Ben tutkularımın peşinden gideceğim, beni mutlu edeceğine inandığım işi yapacağım,” demiş. Babam, zeki ve anlayışlı birisi. İstediği okulu kazanacak kapasitesi olmasına rağmen mutlu olacağına inandığı işi yapmaya karar vermiş. Onun oğlu olduğum için kendimi hep şanslı hissetmişimdir. Benimle her sohbetinde, “Ömür boyu istemediğin mesleği yapıp mutsuz olacağına, içindeki arzuların esiri olmayı tercih et,” diyor. Arada bir kulağıma fısıldıyor, “Sen boş ver anneni. Seni mutlu edeceğine inandığın işi yap.”

Büyükbabam, hukuk okumasını isterken babam yazılımcı olmayı seçiyor. Babamı çok iyi anlıyorum. Yaratıcı olmak, hayatı değiştirmek, kolaylaştırmak, birçok insana dokunmak isteyen bir karakteri var. Büyükbabam sürekli kızarmış, “Akşama kadar oyun oynayıp duruyorsun, bunlar senin geleceğin olamaz,” diye, Oysa babam oyun oynamıyormuş. Yeni oyunlar geliştirmeye çalışıyormuş. Kolay bir şey değil babamın başardığı. Önce herkesin ilgisini çekecek bir hikâyesi olacak oyunun. Sonra karakterlere can verecek, ilgi çekici grafikler, efektler hazırlayacaksın. Üstelik bunları tek başına yapacaksın. Aslında bunların hepsi büyük bir ekip işi. Geldiğimiz noktada babam evimizi home ofis gibi kullanıyordu. Küçük bir masa ve bilgisayar. Bütün bunları babam kocaman yüreğiyle başardı. Artık uluslararası bir marka oldu. Onlarla online çalışıyor. Küçük bir pencereden dünyaya uzanan kolları var artık.

Annem, zengin rüzgârına ve kariyere taktığı için benim doktor olmamı istiyor. Ben oralı değilim, tabi. Babamın yaptığı işe ilgi duysam da ben daha çok insanların hayatına dokunacak, onların bakış açılarını değiştirecek, motivasyonlarını artıracak, girişimciliğe teşvik edecek bir meslek seçmek istiyorum. Onun için şehir şehir, kasaba kasaba dolaşıp konferanslar vermek, topladığım başarı hikâyelerini kitaplaştırmak, imza günlerinde onlarla bir araya gelmek istiyorum. Kısacası onların arasında karışmak, onlarla aynı havayı teneffüs etmek istiyorum.

Eğitim hayatımda gittiğim özel okulları babamdan çok annem seçiyordu. Birçok yalancı arkadaşlıklarım vardı. Anneminki gibi. Ben sıkılsam da annem bu şaşalı hayattan hoşlanıyor, sık sık toplantı ve gruplar katılıyor, en ön safta yer alıyor, bağışların en büyüğünü yaparak en büyük olduğunu zannediyordu.

Artık karar zamanı gelmişti. Yaz tatili bitmek üzereydi. Okul kayıtları yenilenmeden ne yapacaksam yapmalıydım. Bilgisayarda programlama zihinsel olarak babamı yorunca dinlenmek ve zihnini tazelemek için sahilde turlardı. Hazır annem de ortalıkta yokken babama açılabilirdim. Hayır demeyeceğinden emindim. Sahile indim. Okulumu değiştirmek istediğimi söyledim. “Neden?” bile demedi. Sustu. Devam etmemi bekledi. “Hatırlıyor musun baba?” dedim. “Neyi?” demedi. Yine sustu. “Ben çocukluğumdaki mahalleyi özledim. Simidini benimle paylaşan, patlak top arkasında birlikte koştuğum, yere düştüğümde elimden tutup kaldıran arkadaşlarımı, arkadaşlıklarımı özledim,” dedim. Susuyor konuşmuyordu babam. Anlıyordum babamı. Hayallerimin, planlarımın bölünmesini istemiyordu. Büyükbabamın yaptığı hataya düşmüyordu. Babam hiçbir zaman kendisini babasına dinletememiş. Onun için beni sonsuz sabırla dinliyordu. Bir baba gibi davranıyordu. Devlet okulunda okumak istediğimi söyledim; ama bir zengin çocuğu gibi değil onlardan biri gibi. Babam hâlâ dinliyor bitirmemi bekliyordu. Yaratıcılığımı sınıyordu. Hoşuna gidiyordu, eminim. Ortama göre kıyafet giyecek, harçlık alacak ve onlardan biri gibi davranacaktım. Özel araba yerine bir bisikletle gidecektim okula. Söyleyeceklerimi söylemiştim. Babam son noktayı koyduğumu anlamıştı.

Döndü, kocaman gülümsedi. İki elini açıp, “İşte benim oğlum,” dedi.

O gün eminim babamın dışında hiçbir baba bana evet demezdi. Babam, kendi rotasını çizen, huzur bulacağı işe karar verenleri sever. Ben de öyle davranmıştım. Sanırım babamın oğluydum. Akşam villada annem avazı çıktığı kadar, “Hayır,” diye bağırsa da benim kararım kesindi. Üstelik arkamda dağ gibi babam vardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir