Kalbimden Geçen

Koronavirüsün hayatı felç ettiği 2020 yılıydı. Yüzlerce çalışanı olan fabrikasına kilit vurmuş; ama hiçbir çalışanını mağdur etmemişti. Çevresinde tanıdığı yardıma muhtaç herkese de yardım eli uzatmıştı.

Uzun yıllardır kendisini kaptırdığı iş temposuna ister istemez ara vermiş, villasının geniş bahçesinde eşi ve çocuklarıyla ilk defa doyasıya vakit geçiriyordu. Unuttuğu değerleri anımsadı. Aslında unutmaması gerektiğini biliyordu; ama unutturmuştu kapitalist sistem.

Beş yaşındaki oğlu köpekle oynamaya başlayınca iş görüşmelerinin dışında pek fırsat bulup bakamadığı telefonunda sosyal medyaya daldı. Gözüne siyah beyaz bir fotoğraf ilişince eskileri anımsadı: Büyüdüğü yetimhaneyi, okul yıllarını… Zor yıllardı. Hatırlayıp derine daldıkça hüzünlendi. Bir an kalbinin derinliklerinde yer eden, onu hayata bağlayan, önünü açan öğretmenini anımsadı. Yaşıyor mu acaba, diye içinden geçirdi. Sonra ne vefasız olduğunu düşündü. Bunca yıldır ne aramış ne de sormuştu. Geç olmayabilir düşüncesiyle ismini hiç unutmadığı öğretmenini aramaya başladı.

Arama çubuğuna adını, soyadını yazdığında benzer isimler akmaya başladı. Hangisi olabilir diye hafızasını zorladı. Aradan otuz beş yıl geçmişti. Öğretmeni o yıllarda okulun en şık giyinen öğretmeniydi. Takım elbise, beyaz gömlek, kırmızı kravat; bakımlı ve taralı saçlar… Tıraşını hiç aksatmazdı. Genç olanları eledi. Kala kala önünde iki kişi kalmıştı. Ya bunlardan biriydi ya da sosyal medya kullanmıyordu. Belki de ölmüştü. Son düşüncesi onu korkutmuş, kendisini suçlu hissetmesine neden olmuştu. Neticede bu günlere gelmesinde en büyük pay öğretmeninindi.

Kalan iki kişinin profiline bakmaya karar verdi. Saçları kardan daha beyaz olanı eledi. Diğerine baktı. Ancak öğretmen değildi. Düşünmeden çaresizce beyaz saçlıya baktı. Profil fotoğrafından çok kapak fotoğrafı dikkatini çekti. Küçük bir giyim mağazasının önünde ellerini göğsünde birleştirmiş ve altına şunu yazmıştı profil sahibi,  “Umarım bu krizi ulusça en az zararla kapatırız.” Bu güzel temenniye başlarda içerlenmedi Ahmet Bey. Profiline bakmaya geldi sıra. Fotoğrafı büyüttü emin olamadı. Hakkında bölümüne girince gözlerinden yaşlar boşaldı. Fotoğraftaki Cahit öğretmeninden başkası değildi. Yıllar onu nasıl da eskitmiş, ekonomik durgunluk ne kadar da çaresiz bırakmıştı. Kapak fotoğrafında yazanlar yeniden anlam kazanıyordu Ahmet Beyin hafızasında. Çok üzülmüştü. Aklından hemen ne yapabilirim, geçmeye başladı.

O gece bütün enerjisini bu işe ayırdı. Uyumadan ne yapacağına karar verdi. Sabah ilk işi telefona sarılıp şoförünü çağırmak oldu. Uzak değildi gidecekleri mesafe. Gün içinde gidip dönebileceklerdi. Üç saatlik yolculuğun ardından mağazaya vardılar. Bırakın dükkânda müşteriyi, şehirde in cin top oynuyordu. Sokaklar sessizliğe bürünmüştü. Caddenin karşısından bir müddet mağazayı gözleriyle süzdü Ahmet Bey. Aslında dükkândan ziyade gözleri öğretmenini arıyordu. Onunla yüzleşmek korkutuyordu. Vefasız çıkmış, geç kalmıştı. O caddeyi geçerken bir zamanlar kendileriyle futbol oynayan koşuşturan öğretmeni tabureyi zorlanarak kapının önüne bırakıyor, otururken bel ağrısı çektiği anlaşılıyordu. Yıllar neleri alıp götürmemişti ki? İnsanlığımızı bile diyerek suçluluk çekiyordu Ahmet Bey.

Nihayet kapak fotoğrafının çekildiği mağazanın önündeydi.  Baharın ilk güneşinden faydalanmak isteyen Cahit öğretmenle güneşin arasına girmişti.  Cahit öğretmen güneşinin kesildiğini görünce kafasını kaldırarak güneşle arasına giren Ahmet Beye baktı. Müşteri olur ümidiyle yorgun bir sesle, “Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim,” dedi.

“Selamünaleyküm, hayırlı işler.”

“Aleykümselam, hoş geldiniz,” diyerek zorla doğruldu Cahit öğretmen. Az önce güneşten tam seçemediği Ahmet Beyi yorgun gözleriyle baştan ayağı süzdü. Bakımlı ve şık görünce sıradan bir insan olmadığını anladı. Ne de olsa yılların esnafıydı.

Ahmet Bey, “İçeri geçebilir miyiz?”

“Buyurun,” deyip Ahmet Beye yol gösterdi Cahit öğretmen.

“Siz büyüksünüz, siz önden buyurun.”

“Olur mu öyle şey? Siz müşterisiniz,” deyip Ahmet Beyi zorla önden dükkâna soktu Cahit öğretmen. Ahmet Bey dükkân kapısından değil, adeta Sırat Köprüsünden geçer gibi geçti. Kendisini günahkâr hissederek utana sıkıla.

“Ne almak, ne görmek istersiniz?” Kibarlığından hiçbir şey kaybetmeyen Cahit öğretmen, “Özür dilerim size isminizle hitap etmek isterim,” dedi.

“Ahmet ben.”

“Ben de Emekli Öğretmen Cahit. Hayat şartları, çalışmak zorundayız. Sanıyorum anlıyorsunuz.”

“Anlamaz mıyım hiç?”

“Çay, kahve ne almak istersiniz? Alışveriş yapmak zorunda değilsiniz.”

“Çok iyisiniz.” İçinden, “Hep öyleydiniz zaten,” diye geçirdi Ahmet Bey. “Fazla vaktinizi almak istemem. Benim bu bölgede bir öğrenci yurdum var. Kimsesiz; ama başarılı öğrencilerin barındığı bir yuva. Onları giydirmem gerekiyor.”

Cahit Öğretmen haftalardır ilk defa siftah yapacaktı. Hem de öyle böyle değil. Onlarca öğrenci giydirilecekti. İçi kıpır kıpırdı. “Elimizde hemen hemen her beden kıyafet var. Umarım ihtiyaçlarınıza cevap verebiliriz,” dedi heyecanla.

“Stok programınız var mı Cahit Bey?”

“Var elbette. İsterseniz fatura da kesebiliriz.”

“Mümkünse hemen stok programınızı açın, oradan göz atalım.”

Günlerdir açılmayan bilgisayarın düğmesine sevinçten elleri titreyerek bastı Cahit öğretmen. “Bu açılıncaya kadar ben çay söyleyip geliyorum. Siz buyurun oturun.”

“Madem o kadar ısrarcısınız, söyleyin bakalım.”

Bilgisayar açılınca ekranda düğün fotoğraflarını gördü. Her şey siyah beyaz olsa da hayatlara bakışları o kadar canlı ve renkliydi ki. Tanıdığı öğretmeni buydu. Gözü bir an kapıdan giren beyaz saçlı, cildi kurumuş ve çekmiş, kılcal damarları burnunun kanatlarını çevrelemiş, yılların yorgunluğu gözlerinin ferini söndürmüş öğretmenine döndü. Üzüldü. Üzülmekle kalmadı, kendisini bir kez daha suçladı. Öğretmeni bilgisayarın başına geçince kendisini toparladı. Nemlenen gözlerini saklamaya çalıştı.

“Cahit Bey stokta ne kadar ürününüz varsa hepsinin toplam satış bedelini söyleyebilir misiniz?”

Bir an duraksadı Cahit Öğretmen. Yoksa bu adam onunla kafa mı buluyordu? Yalan da olsa güzel bir yalan olurdu bu kasvetli günlerde. “Dükkândaki her şey mi?” şaşkınlığını saklayamadan sordu.

Çaylar gelmişti. Çayına tek şeker attıktan sonra ilk yudumu alıp, “Her şey,” dedi Ahmet Bey.

Cahit Öğretmen, ağzına götürdüğü bardaktan tek yudum alıp yutkundu. Bardağını dikkatlice devirmeden tabağına koyarken, “Hemen bakıyorum,” dedi.

Stok toplamına baktıktan sonra çıkan rakamı söylemeye çekindi. Bu alışık olduğu bir durum değildi. Böyle bir satış yapmamıştı esnaflık hayatında. Başkasının yapmadığından da emindi. Rakamı söylemek yerine bilgisayarın ekranını çevirdi, umutsuzca. Büyük rakamlara alışık Ahmet Bey son yudumunu aldıktan sonra cebinden çıkardığı çek koçanına ekrandaki meblağa, dükkân kirası ve diğer giderleri de düşünerek fazlasını yazdı, çeki uzattı. Cahit öğretmen çekteki rakama şaşkın şaşkın bakarken Ahmet Bey kalktı.

“Bankadan ödemeyi aldıktan sonra beni bu kartımdan arayın. Araba gönderip kıyafetleri aldırayım. Çay için ve her şey için çok teşekkür ederim,” deyip kartvizitini masaya bırakarak öğretmeninin elini sıktıktan sonra çıktı Ahmet Bey.

Çekin üzerinde görmediği kadar büyük bir meblağı gören Cahit Öğretmen, “Ahmet Bey bari yemek yeseydik.”

“Teşekkür ederim. Yemiş gibi oldum. Yolum uzun.”

“Böyle olmadı. Borcum olsun o zaman.”

“Siz o borcunuzu çoktan ödediniz,” deyip dükkândan son adımını attı Ahmet Bey.

Cahit Öğretmenin dili damağı kurudu. “Israrcı olup gitme,” diyecek oldu diyemedi. Neden izin verdi ki? Bu lütuf niye? Kafasında onlarca soru. Koltuğuna çöktü. Küçüldü. Neden, “Siz o borcunuzu çoktan ödediniz,” dedi ki? Bir an aklına kartvizite bakmak geldi. Ahmet Deliveli. İsim onu iyice işkillendirmişken aklına kıyafetlerin kimsesiz çocuk yurduna alındığı geldi. Ahmet de kimsesiz çocuk yurdunda büyümüştü. Bu olsa olsa ilk görev yerindeki Ahmet’ti. Kıyafetlerini, defter ve kitaplarını, sınav ücretlerini karşıladığı Ahmet. Küçüldüğü koltuğunda o yaşında hiç o kadar ağlamamıştı. Yaptıklarından ziyade Ahmet’in vefası onu duygulandırıyordu. Ritmi bozulan kalbini rahatlatacak fikri bulmuştu: Ne yapıp edip eşiyle vefakâr Ahmet’inin ziyaretine gidecekti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir