Trafik

Kışın puslu ve soğuk havasını dağıtan baharın müjdecisi güneşli bir günde, eşim direksiyonda altı yaşındaki kızımızla gülümseyen günün tadını çıkarmak için hayvanat bahçesine gidiyorduk.

Kavşağa gelip sinyal verdiğimizde geçiş önceliği bizde olmasına rağmen ara yoldan aniden önümüze tehlikeli bir şekilde direksiyon kıran kamyonet sürücüsüne eşim korna çalarak uyarıda bulundu. Kamyonet sürücüsü uyarıya rağmen önce yolumuza girdi sonra kornadan rahatsızlığını bildirmek için direksiyonunu tehlikeli bir şekilde önümüze kırarak yolumuzu kesti. Arabasından hışımla inerek üzerimize yürüdü. Bir an eşimle ne yapacağımıza karar veremedik. Göz göze geldik. Nutkumuz tutulmuştu. Üstelik arabada kızımız da vardı. Bu işin onun önünde gerçekleşmesi pek hoş olmayacaktı.

Bir an onların arabasında -muhtemelen eşi olacak- bir bayanın olduğunu fark ettim. Umursamaz tavırlar sergiliyordu. Bu gibi durumlara alışık, elinde telefonuyla sorumsuzca vakit geçiriyor, kavga için bize yönelen eşi için hiç endişelenmiyordu. Onun için sıradan bir gün sıradan bir vakaydı adeta.

Adam yanımıza varır varmaz sorgusuz sualsiz önce arabamızın camını yumrukladı, sonra kaportaya tekmeler atmaya başladı. Kızımız korkunca eşim sinirlenip iniyordu ki olay farklı bir boyut kazanmasın diye elinden yakalayarak izin vermedim. Telefonumu önce eşime sonra arabamızı tekmeleyen saldırgana göstererek 155’i aradığımı gösterdim. Bu hareketim adamı caydıracağına daha da sinirlendirdi. Tekme ve yumruklarını sıklaştırarak adeta arabayı haşat etti.

Çaresizce beklerken bir sesin “polis polis” diye bize doğru cüzdandaki rozetini göstererek sisler arasından kanatlanmış bir melek gibi koşturduğunu gördüm. Sivil giyimli polis memuru gelince eşim de arabadan indi. Kızım belki de ilk defa bu kadar korkuyordu. Kızımın mutlu başlayan günü kâbusa dönüyordu. Daha fazla korkmasın diye arabadan inmedim. Hatta, “Korkma kızım, amca bizimle ayıcık oynamak istiyor. Ne güzel tekme, yumruk atıyor ayı gibi, değil mi?” diyerek hem kızımı kandırıyor hem adama içimdeki öfkeyi kusuyordum. Kızım şaşkınlığını atıp hafif gülümseyince dikkatimi dışarıya verdim. Adam ve eşim kavgaya tutuşmasın diye polis araya atladı. Önce eşime sarıldı polis. Sağına, soluna bir daha sağına sarıldı. Döndü adama sarıldı. Sağına, soluna bir daha sağına. Polis cüzdanını cebine bırakıp ellerini adamın omzuna atarak kamyonete kadar yürüdüler. Arabaya binen adama dikiz aynasından uzaklaşana kadar el salladı.

Hayretler içinde seyrettik. Eşimle göz göze gelirken aynı şeyleri düşündüğümüzden emindim. “Bu nasıl polislik, böyle şey mi olur? Adam resmen hayatımıza kastetmek istedi. En azından mala zarar verdi. Arabadaki kızımızın psikolojisi de cabası.”

Polis saldırganı uzaklaştırdıktan sonra yanımıza geldi. Biz yokmuşuz gibi davranarak önce kafasını camdan uzatarak, “Ufaklık nasıl?” deyip uzun, sarı saçlarını hafifçe ovuşturdu kızımızın. Bana dönerek, “Çok geçmiş olsun,” dedikten sonra doğruldu. Eşime yöneldi. Cam açık olduğu için aralarındaki konuşulanları duyabiliyordum. Polis, “Biliyorum, olanlara bir anlam veremediniz. Eminim size anlatmama fırsat verirseniz her şey yerli yerine oturacak.”

İkinci şaşkınlığımızı yaşıyorduk. Ne kötü gündü? Eşim, “Olanları gördünüz memur bey. Arabada eşim ve çocuğumuz var. Ne yapmamı bekliyorsunuz?” dedi.

Polis memuru tekrar eşime sarıldı. Defalarca sarıldı. Eşim iki eli yanda öylece duruyordu. Eşimi bırakmayacak gibiydi. Hâlâ olanlara bir anlam veremiyordum. Polis, “Az ileride bir kafeterya var. İzniniz olursa neden böyle davrandığımı orada açıklayabilirim. Hem bir kahvemi içer kendinize gelirsiniz.”

Eşim cevap vermeden camdan kafamı uzatarak, “Olabilir,” dedim.

Eşim, “Bana da uyar,” dedi.

“O halde beni takip edin elli, altmış metre ileride,” dedi, polis.

Nihayet kafeteryadaydık. Kahvelerimiz gelmişti. Biz, polisin bize söyleyeceklerini merak ederken o sürekli kızımızla ilgileniyor,  az önce yaşadığı korkuyu atlatması için jest-mimiklerle farklı farklı komiklikler yapıyordu. Kızımızın her tebessümü polisin yüzüne yansıyordu. Bundan büyük bir mutluluk duyduğu her halinden belliydi. Kahvelerimizi bitirmiş; ama hâlâ bir şey öğrenememiştik.

Eşim, “Memur bey kahvenizi soğuttunuz.” Bütün enerjisini kızımıza veren polis eşimin söylediklerini duymuyor gibiydi.

Dayanamayıp biraz sesimi yükselterek ve tonunu sertleştirerek ben araya girdim. “Memur bey geç kalıyoruz. Mümkünse neden böyle davrandığınızı anlatır mısınız?”

Polis irkildi, özür diledi. Kızımıza meyve suyunu verip hemen bana döndü, “Dalmışım, Kusura bakmayın.” Polisin sesi değişti. Boğazı düğümlendi, gözleri buğulandı. Duygulu bir tonla anlatmaya başladı, “Yaklaşık beş yıl önce eşim ve kızımla sizin gibi trafikte seyrediyorduk.  Bugün geriye dönüp düşündüğümde hiçbir anlamı olmayan, cılız bir sebepten trafikte buna benzer bir kavgaya tutuştuk. Tartıştığım adamın meğer silahı varmış. Gözünü kırpmadan üçümüze de ateş etti. Ben ve eşim ağır yaralandık.  Maalesef çocuğumuzu kaybettik. O günden sonra hayatın bir anlamı kalmamıştı bizim için. Keşke zamanı geriye sarabilsem, o gün yaşananlara dönebilsem bütün hataları ve hakaretleri görmezden gelebilsem diye düşünüp düşünüp duruyorum. Anlık öfkelerin neye mal olduğunu en acı şekilde yaşamıştık. Siz bugün en doğrusunu yaptınız. Benim davrandığım gibi davransaydınız Allah korusun bir dram da siz yaşayabilirdiniz. Bugün bu güzel çocuk ve sizler hep bir aradaysak bunu güzelliğe yormak gerekir. Şundan da müsterih olun, onun yaptığı yanına kâr kalmayacak. Plakasını aldım. En ağır trafik cezasının verileceğinden, maddi hasarınızın karşılanacağından emin olabilirsiniz. Öyle cani birine neden sarıldığımı merak edebilirsiniz. Öfkesini dindirmek, sizi korumak için. Filmi başa sarabilsem kızımın katiline kavga etmek yerine defalarca sarılırdım.”

Hiçbirimizin birazdan başına geleceklerin kararını verme şansına sahip olmadığı bir evrende yaşadığımızı, kötü bir şekilde deneyimlemiştik. Önyargılı davranıp baştan yanlış anladığımız polis memuru sayesinde bu olayı maddi zararla atlatmıştık. Hâlâ başını okşayacak, saçlarını tarayacak, yarınlara hazırlayacağım kızım ve aynı yastığa baş koyacağım eşim yanımdaysa şükretmek gerektiğini bu acımasız dünyada öğrenmiş oldum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir