Simit Deyip geçmeyin

Simit deyip geçmeyin. Bazen bir aç karnı doyurur, bazen üretene kazanç olur. Bazen de çalışana ekmek kapısı. Küçüktür, ucuzdur demeyin. Her şeyden önce kutsaldır, nimettir. Açlığa derman. Bazen yumuşak, kabarık; bazen tahinli, sert gevrek olur nefislerde.

Bütün bu bildiklerimden bağımsız simidin az sonra anlatacağım hikâyesinde olduğu gibi hayatımı derinden bu denli etkileyeceğini bilemezdim. Öğretmenliğimin ilk yıllarında ilk ders saatinde henüz öğrencilerin tamamı sınıfa gelmemişken ön sıranın altında kurumuş, yarım simit gördüm. Sınıftakilere, “Bu simit kurumuş, çöpe atın. Yere düşüp dağılacak günah,” dedim.

Öğrencilerden biri, “Öğretmenim o simit Gamze’nin. Gün aşırı bir simit alıp yarısını yarına saklar. Köyden geliyor, maddi durumları iyi değil,” deyince bir an duraksadım. Ne diyeceğimi bilemedim. Duygularım boğazımı tıkadı. Kendimden utandım.

O saatten sonra Gamze için bir şeyler yapmam gerektiğini anladım. Ailesi maddi sıkıntılar çektiği için kursa yazılamayan Gamze’yi kursa %10’luk kontenjandan ücretsiz kaydettirdim. Derslerine bizzat takip ettim.

Bana olan ilgisini Türkçe öğretmeni olarak taçlandırdı. Atandı. Evlendi. Çocuklarıyla, nerden geldiğini bilecek kadar mutlu bir hayatı var artık. Sosyal medyadan gururla takip ediyorum hâlâ.

Birilerinin umuduyla oynanmayıp umudunu kırmayıp ona sahip çıkıldığında nelerin değişebileceğini mesleğimin ilk yıllarında bana öğretmişti öğrencilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir