Kader

Annesinin her okul dönüşü Kader’i karşıladığı yerde, bu kez Kader bekliyordu üvey annesini. Üzeri çiğ damlaları gözlerle. Ölüm yıldönümü olmadan, acısı soğumadan annesinin kokusunu unutturacak, onun yerini alacak biri geliyordu eve. “Kim bilir nasıl biriydi?” düşündükçe annesinden başkası gelmiyordu aklına. Koyamıyordu başkasını onun yerine. Sığdıramıyordu ondan başkasını kalbine.

Birazdan araba kapıya yanaşacak, onun için yeni bir sayfa açılacaktı. İçinde annesinin olmadığı bir sayfa. Karabulutlar üzerine çöktü. Yağmur hafiften çiseliyor; ama Kader beklemeye devam ediyordu. Yağmur değil,  içine akıttığı gözyaşlarıydı onu ıslatan.

Akşamın hafif karanlığında önce farlar aydınlattı sokağı. Tek araç, kimsecikler yok. Gelinlik yok. Otomobil durduğunda Kader’in kalbi de duracaktı. Açıldı aynı anda kapılar. Sönünce farlar elinde küçük bir el çantasıyla belirdi Asude. Duraksadı her ikisi de. Aslında babasına söz vermişti gidip sarılacaktı öz annesine sarılır gibi. Olmadı. Ne Kader ne de Asude cesaret edebildi buna. Bir ayağını arabadan çıkarmış, eliyle kapıdan destek alarak olanları büyük bir merakla seyrediyordu Hakkı.

Akşamın sessizliğini heyecanla atan kalpler titretiyordu. Aradaki mesafeyi üç adımda kapatan Asude çantasını koluna geçirip Hakkı’nın gölgesinde öz evladına sarılır gibi sarıldı Kader’e. Babasıyla göz göze gelince Kader de yana sarkıttığı elleriyle yavaş yavaş sarıldı üvey annesine. Gözleri gözlerine değsin diye iki eliyle omzundan Kader’i karşısına aldı Asude. Dolan gözleri titrek dudaklarının yanından boşaldı Asude’nin.  Kader, babasının işaretiyle çiçekleri Asude’ye uzattı. Çiçek yerine tekrar tekrar Kader’i kokladı.

Annesiyle el ele girdikleri eve, üvey annesinin ellerini tutarak giriyordu. Girerken eve annesinin aziz hatırasına ihanetten çok, Asude’nin sarılırken annesininkine benzeyen kokusu, kalp atışları ve içten sarılışını düşünüyordu. Satın alınmış, kargolanmış bir eşya gibi düşündüğü üvey annesi hakkındaki düşünceleri daha ilk görüşte değişmeye başlamıştı Kader’in.

Kader, uyumadan önce mutlaka saçlarını tarardı. Tam saçlarını tarayacaktı ki aynada arkasında beliren Asude’den bir an için korktu. “İznin olursa saçlarını ben taramak istiyorum,” dedi Asude. Cevap yerine tarağı uzattı Kader. Asude taradıkça mutluluğu bir kat daha artıyor, mutluluğun her karesi aynada Kader’in gözünden kaçmıyordu.

Gece Kader’i uyku tutmadı. Nasıl tutsun ki? Yaşadıklarına bir anlam veremiyor, önyargıları yakasını bırakmıyordu Kader’in. Soğuk bir anne yerine kendisini adamış bir anne bulmuştu karşısında. Ne zaman pençelerini çıkaracak, diş gösterecek diye düşündüğü üvey annesi adeta patilerinin hafifliğiyle ruhunu okşamıştı. Cicim ayları mıydı yoksa yaşadıkları? Aklına, annesi kadar onda emeği olan son yedi yıldır evin gündelik işlerini yapan Ayten ablası geldi. Ona soracak, ondan yardım alacaktı. Ne de olsa tecrübeliydi. Kafasını bununla teskin edince nihayet uykuya daldı.

Sabah kahvaltıya üvey annesi tarafından nazikçe uyandırıldı. Asude’nin güler yüz ve sabırlı bekleyişi Kader’i yine şaşırtmıştı.  Öz annesi yatağına kadar gelmez ya seslenir ya da Ayten gelip uyandırırdı. Kader, üvey annesinin ılımlı her davranışı karşısında yumuşadıkça annesinin aziz hatırasına ihanet etmiş görüyordu kendisini. Aslında kızmak, kırılmak, sırt çevirmek, babasına şikâyet etmek istiyor; böylece annesinin ruhunu rahatlatacağına inanıyordu.

Villanın bahçesinde çardağa kurulan kahvaltıda hemen bir şey dikkatini çekti. Her sabah erkenden gelen ve kahvaltıyı hazırlayan Ayten ablası yoktu. Kahvaltıyı hazırlayan Üvey Annesi Asude’ydi. Kader, kahvaltı yapmaktan çok, evde neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Göz ucuyla Asude’yi sürekli takip ediyordu.   Asude’nin yüzünü bahçede açan çiçekler gibi gülücükler dağıtırken görüyor; saldıracak, sorgulayacak bir açık bulamıyordu. Sofrada neyi eksik görsem de istesem, sitem etsem, böylece Ayten’in yokluğunu sorgulama fırsatı yakalasam diye düşünse de hiçbir eksik gedik bulamıyordu. Kendince bir yol buldu Kader, “Ben bu sabah çay yerine süt istiyorum,” dedi.

Hakkı şaşırmıştı, “Kahvaltıda süt içmezdin hiç.”

Kader, iki elini göğsünde birleştirip, “Evet; ama canım çekti işte.”

Karşılıklı atışmalar devam ederken Asude sütü bir koşu getirip Kader’in önüne koydu. Her zaman kakaolu süt içen Kader, “Sabah sabah kakaolu süt mü içilir?” diye kendince mazeret uydurdu. Oysa süt önüne konduğunda içinden, “Yok artık! Kakaolu süt sevdiğimi de nereden biliyor,” diye geçirmişti.

Babası biraz sinirlendi. “Kızım sürekli kakaolu süt içerdin. Dolapta sadece kakaolu süt bulunduğunu sen de biliyorsun. Bir gecede mi değişti alışkanlığın?”

Baba-kız yine tartışırken Asude litrelik sade sütten bir bardak getiriverdi. Aynı güler yüz, aynı sabırla. Kader çaresiz içti. Kahvaltının sonuna doğru çayları ısıtmak için Asude mutfağa gitti. Kader bütün cesaretini toplayarak, “Baba Ayten abla izinli mi, neden yok?”

Hakkı cevap vermeden Kader’in gözlerine baktı, “Bundan sonra yeni hayatına alışacaksın kızım. Ayten artık çalışmayacak. Üçümüz varız. Sen, ben ve Asude annen.”

Alaycı bir tavırla, “Annem!” dedi Kader. Bir müddet sessizlikten sonra, “Odama gitmek istiyorum.”

“Git; ama Asude annene haksızlık etme. Göreceksin o çok iyi biri.”

Kader odasına çıkarken yolda Asude’yle karşılaştılar. Mutluluk akan bakışlarıyla Kader’e, “Öğleden sonra anne-kız sahilde dolaşırız olur mu?”

“Bakarız,” deyip doğruca odasına çıktı Kader.

Babasının da araya girmesiyle anne-kız öğleden sonra villanın hemen altındaki sahili gezmeye başladılar. Asude, Kader’le geçirdiği her ânı değerlendiriyor, yüzünden tebessüm eksik olmuyordu. Kader’se şimdiden üvey annesine teslim olmamak, öz annesine ihanet etmemek için pek oralı olmuyordu. Dondurmacının önünde durup Kader’e çilek ve karamelli, kendisine de sade bir dondurma söyledi. Kader, Asude’nin gözlerine baktı. Asude bu bakışın ne anlama geldiğini biliyordu. “Ben kızımın tercihlerini iyi bilirim,” diyerek Kader’e konuşma hakkı tanımadı.

Dondurmayı yerken dayanamadı Kader, “Beni nasıl bu kadar iyi tanıyorsun? Benim bildiğim üvey anneler çocuklarını, çocukları da üvey annelerini sevmezler.”

“Sence her şeyin bir ilki olamaz mı?”

Annesi ölünce onun için yaşanacak iki mevsim kaldığını düşünüyordu Kader. Oysa yazın habercisi güneş ve deniz daha şimdiden yanıldığının habercisiydi. Yüreğindeki katılık hafiflese de Kader hâlâ şüpheleniyordu üvey annesinden. Bu kadın, ya beni çok seviyor ya da rolünü çok başarılı oynuyordu, diye düşünmeden edemedi Kader.

O akşam eve geldiklerinde Kader uzun zamandır ilk defa bu kadar rahat adım atabiliyordu evlerine. Hakkı, kızının içeri girişinden huzurlu olduğunu anlamıştı. Kader’e, “Salondaki aynaya bakar mısın, bir şey fark edecek misin?” dedi.

Kader, aynaya baktıkça baktı. Babasına, “Ne görmem gerekiyor? Rüzgâr biraz saçlarımı dağıtmış, onun dışında farklı bir şey göremedim,” dedi.

“Göremezsin tabi. Ama ben görürüm.”

“Merak ettim şimdi. Neymiş o senin görüp de benim göremediğim şey?”

“Rengin kızım, rengin. Yüzüne can gelmiş. Yanakların kızarmış, gözlerin daha mavi. Her yanın ışıl ışıl.”

“Ben neden fark etmiyorum baba?”

“Sen algılarını kapatmışsın kızım. Bak hayat devam ediyor. Sence annen de öyle istemez miydi?”

“Peki, annem evlenmeyip kendini sadece bana adamanı da istemez miydi?” deyip sinirle odasının yolunu tuttu.

Baba-kız arasındaki diyaloğa karışmak istemeyen Asude, yaşananlara istemeden de olsa mutfakta kulak misafiri oluyordu.

O gece Kader’in rahat uyuyamayacağını düşünen asude aldığı masal kitabıyla Kader’in odasını tıklatarak girdi. Sandalye de vardı yanında. Kader bir an sandalyeyle ne yapacağını merak etti. Usulca yanı başına koydu sandalyeyi. Oturup okumaya başladı. Asude okudukça Kader iki kere şaşırıyordu. Hem en sevdiği masalı okunuyor hem de annesinden daha yumuşak, okşayıcı bir tonla okunuyordu. Asude okudukça Kader masalın dinginliğinde kayboluyor, ruhu huzur buluyordu. Sonraki günlerde masallar yerini hikâyeye, hikâyeler romanlara bırakacaktı.

Kahvaltılar daha neşeli, yüzler daha mutlu olmaya başlasa da bazen, odalara sinen annesinin kokusunun bu gidişle kaybolmasından korkuyordu Kader. Asude, kızı Kader’le daha çok vakit geçiriyor, bu durum Hakkı’nın oldukça hoşuna gidiyordu.

Bir gün Asude Kader’i çiçekçiye götürdü. En güzel çiçeklerden iki demet yaptırdı. Kader, “Kimin için bu çiçekler?”

“Birazdan görürsün,” dedi Asude.

Asude özel şoförlerine, “Gidebiliriz,” dedi.

“Hâlâ söylemedin. Nereye gidiyoruz? Şoför bile biliyor; ama ben bilmiyorum.”

“Az kaldı, meraklanma.”

Tanıdık bir yere geldiler. Acı hatırası olacak bir yere. Kader dayanamadı, ağlamaya başladı. Annesinin yattığı mezarlığa gelmişlerdi. “Cesaretini topla, gidiyoruz. Ağladığını görmesin annen. Onu üzmek istemezsin,” dedikten sonra çantasından peçete çıkararak Kader’e uzattı Asude.

Mezarlığa varmadan kendisini toparladı Kader. Ancak mezarın başına gelince hıçkırıklara boğuldu. Annesinin mezar taşına sarılınca Asude de arkadan Kader’e sarıldı. Artık ikisi de ağlıyordu. Kader’in gözyaşları burun akıntısına karışınca Asude peçeteyle sildi. Asude’nin samimiyetine şaşıran Kader titrek sesiyle, “Sen neden ağlıyorsun?” dedi.

Asude, Kader’in kafasını kollarıyla bedenine sıkıştırdı. “Günü gelince öğrenirsin,” dedi. Kendisini toparlayan Asude, “Mezar ziyaretlerinin kısası makbuldür. Duamızı edip gidelim,” dedi.

Mezarda parayla su dağıtan çocuklar gelince Asude iki bidon su alıp birini mezarda kurumaya yüz tutan çiçekleri sulamak için Kader’e verdi. Her ikisi de özenle çiçekleri sulayıp son dualarını ettiler.

Yolda arabanın arka koltuğunda giderken hâlâ göz pınarları ıslak Kader başını ilk defa Asude’nin göğsüne dayadı. Kısık sesle, “Teşekkür ederim,” dedi. Sarıldı. Asude bu kez mutluluktan ağlıyordu. Her ne kadar gözlerini görmese de Asude’nin ağladığını iç çekişinden anlayabiliyordu Kader. Hem ağlıyor hem Kader’in mavi gözlerine tamamlayan altın sarısı saçlarını öptükçe öpüyordu. 

Kader için kırılma noktası bu olsa da sonraki günlerde yaşadığı her şey üvey annesi konusunda yanılmadığını, Asude’nin onu yürekten sevdiğini gösteriyordu. Hele bir keresinde Asude kirli çamaşırları makineye doldururken Kader’e ait çamaşırların her birini alıp kokusunu içine çekişine gizliden tanık olunca ona olan güvenci tavan yapmıştı. Şimdi kafasında çözülmeyi bekleyen tek soru kalmıştı, “Üvey annem beni neden bu kadar yürekten seviyor?”

Anne kız gibi bir hayat sürüyorlardı artık. Kader yedi yaşında da olsa Asude’ye yol arkadaşı olmuştu. Hem anne hem arkadaş. Yeme, içme, gezme, alışveriş her şeyi birlikte yapıyorlardı. Aralarında yapmacık, şüphe uyandıracak hiçbir şey kalmamıştı. Kader, üvey annesini öz annesiyle kıyaslama hastalığından da kurtulmuş, hayatın tadını çıkarıyor, geleceğe umutla bakıyordu artık. Başlarda babasına kızsa da iyi ki evlenmiş diyor; ama bunu itiraf edecek cesareti henüz kendinde bulamıyordu. Onların mutluluğu, evin havasını da değiştirmişti. Hakkı aylardır ilk defa huzurlu günler yaşıyordu.

Herkesin sınavını verdiği bu dünyada bazen açmadan solan çiçek olur, sonbahar ve kıştan ibaret sanırsın mevsimleri, Kader gibi. Artık güneş benim için doğmayacak, çiçekler açmayacak, sular çağlamayacak, bülbüller ötmeyecek; gök gürleyecek, şimşekler çakacak, tufana dönüşecek diye karamsarlığa kapılırsın. Asude solan çiçeğe su, gürleyen göğe güneş, karanlık geceler yıldız olmuştu Kader için. Kader bunu fark ettiği gün kendini Asude’nin kollarını bırakmıştı.

Sevgiyle her gece Kader’e masal anlatmaya, gece yarıları gelip üstünü örtmeye devam ediyordu. Yine bir gece üstünü usulca örtüp dönüyordu ki Kader annesinin elini yakaladı. Yanağını yasladı, öptü. “Canım annem,” dedi. Gece lambasının Asude’nin tomurcuklaşan göz damlalarına yansıyan ışığı, odada yıldız gibi parlıyorlardı. Dünyalar onun olmuştu. İlk defa Kader ona “anne” demişti. Hem de “canım annem” demişti. Eğildi, sonsuz bir sarılışla sarıldı, kokladı, içine şekti Kader’ini.

Bir gece yarısı Kader kâbus görünce korktu. Anne ve babasının yatak odasını hafifçe tıklatıp içeri girdi. Yatakta sadece Asude vardı. Karşısında kızını görünce korkudan yerinden fırladı, “Ne oldu, korktun mu yoksa?” dedi.

Kader korkmuş olsa da korkuyu unutmuş, neden annesi tek başına uyuyor diye merak etmeye başlamıştı. “Rüya gördüm. Kötü bir rüya; ama geçti. Babam nerede?” diye sordu.

Asude bir an ne diyeceğini bilemedi. Kendini toparlayıp istemeden kızına yalan söylemeye karar verdi. Ürkek bir şekilde, “Lavaboda ya lavaboda, şimdi gelir. Hatta sen uzan ben hemen çağırayım,” dedi. Çıkarken Kader korkmasın diye ışıkları yaktı. Az sonra Haluk’la kapıda belirdi. İkisinin de tedirginliklerinden bir şeyler sakladıkları o kadar belliydi ki.

“Siz birlikte uyumuyorsunuz. Uyusaydınız babamın çıkardığı kıyafetler askıda olurdu; ama yok,” deyince Kader Asude ile Hakkı birbirlerine şaşkın şaşkın bakakaldılar.

Hakkı kendisini toparlayıp, “Güzel kızımıza yarın anlatsak gecenin bir vakti zor olur anlatmak. Sen annenle güzelce uyu. İstersen benim odama gel,” dedi.

Asude yaşananlardan çok Kader’in yapacağı tercihi merak eder oldu. Acaba hangimizi tercih edecek, diye. Kader yataktan çıktı, korkularını yenip kafası önde burnundan soluyarak, “Ben kendi odamda uyuyacağım,” dedi. Arkasına bakmadan hızlı adımlarla odasına gitti.

O gece hiç kimse uyuyamadı. Pazar sabahı ne olacaksa olacak, dananın kuyruğu kopacaktı. Bir müddettir güneş dolan eve, kara bulutlar çökmeye başlamıştı.  Zor bir gün olacaktı. Kim ne biliyor, ne saklıyorsa boşaltacaktı eteğinden. Hiçbir şey gizli kalmayacaktı.

Uzun zamandır ilk defa sessiz bir kahvaltı yapıyorlardı. Ne Hakkı’daki huzurdan ne Asude’deki gonca gibi açan gülücüklerden ne de Kader’in tazelenen mutluluğundan eser vardı. Herkesin merak ettiği soru: Balona iğneyi kim batıracak, bu patlamadan kimler etkilenecekti?

“Birisi bana bir şey söylemeyecek mi?” diye ilk taarruz bombasını attı Kader. O sırada Hakkı’nın çayını dolduran Asude duraksadı. Hakkı’yla göz göze geldiler. “Hadi sen anlat,” dercesine. Asude yarım kalan çayı doldurdu. Titrek elleriyle demlikleri tezgâha koyarken oldukça zorlandı. Hakkı söze başlasın diye sofraya dönmeyi geciktiriyordu. Çatal, bıçak, bardak sesleri kesilmişti. Fırtına öncesi sessizlikti bu. Hakkı evin büyüğü olarak konuşması gerektiğini biliyordu; ama bir türlü cesaret edemiyordu.

Kader, “Ben elimi ağzımı yıkayıp dönene kadar kim anlatacaksa aranızda karar verin,” deyip çıktı. Bir daha bakıştı, Asude’le Hakkı. Kader mutfaktan ayrıldı; ama koridorun sonundaki lavaboya gitmek yerine açık mutfak kapısının yanından onları dinleyip neler olup bittiğini anlamaya karar verdi.

Kader çıkar çıkmaz Hakkı, “Şimdi ben nasıl söylerim ben senin gerçek baban değilim, Asude de öz annen diye. Sormayacak mı neden bunca yıldır gerçekleri benden sakladınız?”

Asude, “Haklısın çok zor. En zor olanı da yıllardır öz annesi bildiği Nermin’e olan duygularını nasıl yöneteceği. Küçük bedeni bunu kaldırabilecek mi?”

Hakkı içini çekerek, “Öz babam kim, nerede, demeyecek mi? Öğrenince beni silip atmayacak mı hayatından? Biricik kızımın sevgisinden mahrum kalmamak için sakladığım konusunda nasıl ikna edebilirim ki onu?”

Asude, “Öz babasını öldürüp hapis yattığımı nasıl açıklarım. Neden öldürdün demez mi? Sana yaptığı kötülüklerden dolayı beni öz baba sevgisinden nasıl mahrum bırakırsın, demez mi?”

Asude ile Hakkı çaresizlik kokan konuşmalarını Kader’in mutfağa hışımla girmesi bozdu. “Demek fotoğraftaki kadını boşuna sana benzetmemişim, evi neden bu kadar iyi tanıdığını daha ilk günden Ayten’i neden işten çıkarttığını da anlıyorum. Şimdi daha iyi anlıyorum mezarlıkta neden ağladığını. Birisi derhal bana tam olarak neler olup bittiğini anlatsın.”

Hakkı üzgün bir tonda, “Gel kızım. Otur şuraya sakinleş. Söz veriyorum her şeyi anlatacağım. Zaten elimde kala kal bir sen kalmıştın, anlaşılan onu da birazdan kaybedeceğim.”

Babası söz verince Kader oturdu, sinirli bir tavırla masaya dirseklerini dayadı. Çenesini avucuna alıp gözlerini babasına dikti, hadi anlat bitsin bu muamma dercesine. Asude mutfak tezgâhına dayanmış heyecandan tırnaklarını yiyordu.

Hakkı her şeyini kaybetmiş gibi herkesin heyecanını bastıran bir dinginlikte başladı anlatmaya, “Haklısın. Fotoğrafta gördüğün bir zamanlar evimizde çalışan kadın Asude’ydi. Annenle benim çocuğumuz olmuyordu. Asude yeni doğum yapmıştı. Öz baban çalışmıyor; annenin kazandıklarını da içkiye, kumara veriyor; sürekli anneni dövüyordu. Çoğu zaman bizim evde tedavi ediliyordu. Yine de çalışıyordu. Sen bu evde büyüdün sayılır, bizim ellerimizde. Babandan çok bizimle vakit geçiriyordun. Annen güvenip seni evde bırakmıyor, yanında bize getiriyordu. Ağlamalarınla, gülmelerinle çınlıyordu bu duvarlar. Evimize, kalbimize ışıltı olmuştun. Bizim bir parçamız gibiydin. Senin öz annen hep iki tane oldu. Ben de öz kızımmışsın gibi babalık yaptım sana.  Ateşli gecelerinde öz baban bir barda sızarken yanına koşan hep biz olduk. Baban kumarda her şeyini kaybedip eve sarhoş geldiği bir gecede bıçakla annene saldırınca annen de kendini savunmak zorunda kaldı. Babanı öldürdüğü için annen beş yıl hapis yattı. Senin geleceğin için evlatlık edinmemize izin verdi. Okulda, arkadaş çevrende ezilme diye. Hapisten çıkınca sana yakın olabilmek için tekrar gelip evimizde çalışmak istedi.  Ancak sen büyümüş, her şeyi fark edecek yaşa gelmiştin. Beni baban, Nermin’i de öz annen bellemiştin. Duygularınla oynamak istemedik. Asude’yle konuştuk. Senin geleceğin için teklifimiz kabul etti. Dayalı döşeli bir ev kiralayıp masraflarını karşıladık. Kendisine iyi bir iş bulana dek. Her şey yolunda giderken o talihsiz olay gerçekleşti. Nermin anneni genç yaşta kaybettik. Zor günler geçirdiğini biliyordum. Onun için seni doğuran, kokunu taşıyan kadını yakınına getirdim. Ben üvey baban olabiliri; ama Asude senin öz annen.”

Babasına kızmak için hazırlanan Kader yelkenleri suya indirmişti. Her ne yaşanmışsa onun iyiliği için yaşanmıştı. Kafasındaki soru da cevabını bulmuştu, “Asude beni neden katıksız seviyor?” Yeni bir soru kafasında belirdi: “Neden ayrı uyuyorlar?”

Kader kendisini kaptıran babasının sözünü aniden keserek araya girdi, “Siz neden ayrı yataklarda uyuyorsunuz?”

Asude tırnaklarına yemeye devam ediyordu. Cevap verecek durumda değildi. Babası cevap verdi, “Biz evlenmedik senin için bir anlaşma yaptık.”

Kader şaşırmıştı, “Yani bu da mı benim için?”

Asude heyecan ve umutla ortaya atıldı, “Her şey senin içindi.”

Kader babasına dönerek, “Madem her şey benim içindi o halde gerçekleri neden benden sakladın o zaman?”

Asude’nin buna verecek hiç cevabı yoktu. Tedirgin olmaya yine kalan tırnaklarını yemeye başladı. Hakkı her zamanki vakarını koruyarak üzgün bir ses tonuyla, gözleri buğulanarak cevapladı, “Seni kaybetmekten, beni terk etmenden korktum. Nermin’den sonra seni de kaybedecek gücüm kalmamıştı artık.” Konuşması bitince kafasını iki elinin arasına alarak akan gözyaşlarını saklamaya çalıştı. Kader’in yanında daha fazla zayıf görünmek istemiyordu. Asude de önünü pencereye dönerek ağlamaya başladı. Bir müddet sessizlik olunca Asude merakından dönüp baktığında Kader’i babasına sarılmış halde gördü. Hıçkırıklarla o da onlara sarıldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir