Maske

Çocuklara olan düşkünlüğümü hiçbir dönemde kaybetmedim. Onlarda doğanın saflığı ve masumiyetini gördüm hep. Nerde, hangi çocuğu görsem başını okşamak, elinden tutup gezdirmek, harçlık vermek, onlarla vakit geçirmek istemişimdir. Onların bir tebessümüne, gülen gözlerle bakışına değerdi doğrusu. Pandemi döneminde maalesef hem içeri kapandığımız hem de bulaş riskinden dolayı onları sadece uzaktan seyredebildim, artan özlemimle.

Havaların geç de olsa ısınmaya yüz tuttuğu 30 Haziran 2020’de Bursa Nilüfer’deki Şengül Eczanesi’ne ilaçlarımı almak için girdim. Aile sıcaklığı tadında bir karşılama içimi ısıtırken klimanın serinliğiyle ferahladım. Pandemi tedbirlerini dikkate alarak önümdeki müşteriyle mesafemi korudum. Selamlaşma sonrası reçetemi verip ilaçlarımın hazırlanmasını bekledim. Kısa bir süre sonra arkadan çocuk sesi duydum.  Özlediğim bir ses. Dayanamadım hemen sese döndüm. Beş yaşlarında bir erkek çocuktu soruyu soran. Yanında kardeşleri olduğunu tahmin ettiğim biri ondan büyük, diğeri küçük iki kız kardeşi vardı. “Amca tek maske satıyor musunuz?” diye soruyordu eczacıya. Hemen solumda ayaklı reyonda onarlı paketler halinde maskeler vardı. Eczacının cevabını merak ettim.

“Hayır, satmıyoruz,” dedi kibarca.

Çocuk masum yüreğiyle ikinci sorusunu sordu, “Satan bir yer biliyor musun amca?”

“Eczacı kibarlığını bozmadı. “Maalesef bilmiyorum,” dedi.

Bir gözüm eczacıda, diğer gözüm çocukta merakla sonucu bekliyorum. Çocuğun olumsuz cevaptan sonra eczaneden çıkacağını zannettim. Düşündüğüm gibi olmadı. Elinde yirmi lira vardı. O parayla aslında yirmi adet maske satın alabilirdi. Sonra fark ettim ki parayı iki eli arasında iki kat yapıp ileri geri kaydırak gibi yuvarlayarak ne yapacağına karar vermeye çalışıyor. Çıkmıyor eczaneden, turluyor etrafında. Kısa süreliğine nutkum tutulsa da kendi kendime, “Tam zamanı, karar ver artık,” dedim. Belli ki o parayla alacakları vardı. On lirasını harcasa alacaklarına yetmeyecekti. Bu arada küçük kız kardeşi oyuncağa benzettiği eşyaların etrafında onlara zarar vermeden tur atıyordu. Ablası utangaç davranıyor, susuyor, kardeşine hiç müdahale etmiyordu. Tepki almaktan korksam da çocuklara olan sevgim üstün bastı. Elimi reyona atarak onlu bir paket maskeyi, “Delikanlı bu benim sana hediyem olsun. Kabul eder misin?” dedim.

Hiç tereddüt etmeden bana doğru iki adım attı. Kafasını kaldırarak olgun bir insan gibi bana bu hikâyeyi yazdıracak o güzel cevabı verdi, “Teşekkür ederim amca. Çok sağ ol.”

Ne de çok özlemişim bir çocuğun saf iltifatını. Cennet kokusu gibi. Aramızda geçen kısa diyalogdan aldığım enerji, duyduğum hazzı anlatamam. İlaçların ödemesini yapmıştım. Eczacıya maskelerin parasını uzattığımda, “Almam,” dedi. Çok ısrar etsem de almadı. Gülümseyerek, “Size ben zaten bir paket hediye edecektim, o hakkınızı kullandınız,” dedi.

O gün sahile iki mutluluk dalgası vurdu. Ben başlatsam da cömert eczacı kardeşim asıl dalgayı gönüllere yolladı. Eminim o çocuklar da büyüdüklerinde başka dalgaların adamı olacaklardı. Mutlu olmak, mutluluğa vesile olmak, hayatı birbirimize yaşanır kılmak zor olmasa gerek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir